"Enter"a basıp içeriğe geçin

Salât Kavramını Kurgulamak

Bu yazımda Hakkı Yılmaz’ın İslam Dininin Temel Direkleri: Namaz, Salât, Kıble ve Hac isimli kitabını değerlendireceğim. Hakkı Yılmaz Kuran merkezli din anlayışının söz konusu olduğu mecralarda popüler bir fenomen. Özellikle salât kavramına verdiği farklı/özgün anlam ile tanınıyor. Benim eleştirilerim de daha çok bununla alakalı olacak. Kitapta değinilen diğer konular da bu kavramla alakalı olduğundan daha çok bu kavram üzerinde durmamız yeterli olacaktır diye düşünüyorum.

Kitap dört ana başlıktan oluşuyor: 1. Namaz, 2. Salât, 3. Kıble, 4. Hac.

Kitabın girişinde, kitapta verilecek bilgilerin dayanağının ne olduğu konusunda özel bir açıklama yapılmamış. Kitabın genelinde baktığımızda da verilen bilgilerin temel dayanağının, bağlayıcı kaynağın ne olduğunun net olmadığını görüyoruz. Yazarın bazen sadece vahyi esas aldığını, bazen de hadis ve sünneti esas aldığını görüyoruz.

Birinci bölümde, namazın Araf Sûresi 55. ayetiyle emredildiği, salât sözcüğü ile namaz arasında bir ilişki olmadığı, Kuran’da geçen dua ile ilgili tüm ayetlerle namazın kastedildiği iddia ediliyor. Namazın kılınma şeklinin bir standardının olmadığı, herkesin dua, niyaz şeklinin kendine özgü olması gerektiği, başkalarının taklit edilmemesi gerektiği söylenerek, “Her yiğidin bir yoğurt yiyişi vardır” sözünü de referans göstererek herkesin kendine özgü bir şekilde namaz kılması gerektiği anlatılıyor. Ayrıca Kuran’da geçen secde ve rükû gibi kavramların namazla hiçbir ilgisinin olmadığı iddia ediliyor.

Ancak, Yüce Allah tarafından herhangi bir şekilde tarifinin yapılmadığı savunulan namaz, bu iddiaların hemen ardındaki sayfalarda bu defa yazar tarafından bir tarifle anlatılıyor. “Namaz ayakta durarak, tekbirle, bel bükerek, yere kapanarak” gibi tabirlerle namazın şekli konusunda bilgi veriliyor. Namazın kılınışı ile ilgili Kuran tarafından tarif edilmiş herhangi bir standart hareket olmadığı iddia edilmesine rağmen kitapta namazın nasıl kılınacağı konusunda bir tarifte bulunuluyor, günümüzde kılınan namazdan biçim olarak hiçbir farkı olmayan bir namaz tarifi yapılıyor, ancak bu tarifin “dayanağının ne olduğu” izah edilmiyor. Burada açıklanmayan dayanak/kaynak aslında hadis ve sünnet kaynaklarıdır. Ancak bu açıkça ifade edilmiyor. Namazın rekâtları bölümünde bu kaynaklara yapılan başvuru daha net görülebiliyor.

Yine namazla ilgili birinci bölümde, namaz için kıblenin Kâbe olmadığı, abdeste gerek olmadığı, Kuran’da namazın rekâtlarıyla ilgili bir bilginin yer almadığı, ancak Resûlüllah’tan tevatüren bize ulaşan hadis ve sünnete göre namazın iki rekât olması gerektiğinin açıkça anlaşıldığı iddia ediliyor.

Benim düşünceme göre burada “açıkça anlaşılabilecek” bir durum ya da “ciddi bir delillendirme” olmasa da yazarın hadis ve sünnet adı verilen birikime olan itimat ve inancına saygı duymak durumundayım.

Kitabın ikinci bölümünde salât kavramı inceleniyor. 290 sayfalık kitabın yarıya yakını salât bölümünden oluşuyor. Sözcüğün kökü ve yapısı ile ilgili teknik bazı bilgiler verildikten sonra salâtın anlamının “destek olmak, yardım etmek, sorunları sırtlamak, sorunların çözümünü üzerine almak” şeklinde özetlenebileceği söyleniyor.

Salâtın, yani yardımın iki boyutu; (1) eğitim-öğretim yoluyla bireyi ve toplumu aydınlatmak ve (2) ihtiyaç sahiplerine mali yönden yardım etmek şeklinde izah ediliyor.

İslam tarihi boyunca tüm kaynaklarda salât sözcüğüne “namaz” anlamı verilmişken Hakkı Yılmaz’ın “destek olmak” anlamı vermesinin gerekçesi nedir? Bunu anlamaya çalıştıysam da başaramadım.

Salât sözcüğünü incelediğimizde; ( ص ل و ) veya ( ص ل ي ) kökünden türemiş “salât, salavât, musallîn, musallâ, sallû, yusallî, tusallî, yusallû, felyusallû, yusallûne” sözcüklerinin Kuran-ı Kerim’de toplam 99 defa geçtiğini görüyoruz. Bazı kaynaklarda bu sözcüklere verilen anlamların sayısı 20’yi geçiyor. Bütün bu kaynaklarda sözcüğün anlamlarından birinin de “destek olmak” şeklinde geçtiğini görmekteyiz. Ancak bunların hiçbirinde Kuran’daki bu 99 sözcüğün destek anlamına geldiği gibi toptancı bir yaklaşıma rastlamıyoruz. Hakkı Yılmaz bunu iddia ediyor. Salât sözcüğü ile ilgili yaptığım çalışmayı bu yazının sonuna ekledim. Burada detaya girmiyorum.

Hakkı Yılmaz, salât sözcüğünün kökü hakkında bilgi verirken klasik sözlüklerden birini kaynak gösterdiği halde anlamı ile ilgili başvurduğu kaynaklardan hiç bahsetmiyor. Sadece Ragıp el-İsfahani’nin, Müfredat isimli eserinde, salâtın kısaca dua anlamına geldiğini söyleyerek geçiştirdiğinden şikâyet ettiğini görüyoruz. 11. yüzyılda yaşamış İsfanani’ye gelene kadar bu sözcüğün anlamı hakkında bilgi veren kimse yok muydu, İsfanani’den neden yakınılıyor, anlamak mümkün değil.

Hakkı Yılmaz YouTube’da salat hakkında yayınlanmış seri halindeki videolarından birinde diyor ki:

“İsfahani’ye gelene kadar sözlüklerde ‘salat’ sözcüğüne ‘dua’ anlamı veren kimse olmadığı halde İsfahani, ‘Dilbilimciler salatın dua anlamına geldiğini söylerler’ deyip hiçbir izahatta bulunmadan geçiştirmiş. İsfahani’den sonra da insanlar salatı dua/namaz şeklinde tanımlamaya başlamışlar.”

Oysa 11. yüzyılda yaşamış İsfanani’den çok önce Arap dilbilimcisi ve ilk dönem lügat müelliflerinden Halil b. Ahmed’in (ö.175/791), Kitabu’l-ayn isimli eserinde (c. VII, s. 154) salat sözcüğü “dua” ve “anma” şeklinde tanımlanmış. Halil b. Ahmed’in Kuran Tarihi’ndeki önemini de burada hatırlatmak isterim. Kendisi Kuran ayetlerine bugün kullanılmakta olan hareke işaretlerini koyan kişidir. Arap dilinin gelişiminde de birçok yönden katkıları olan önemli bir dilbilimcidir.

Salât bölümünün son sayfalarında bu sözcüğün literatüre neden namaz şeklinde geçtiğine dair bir komplo teorisi de mevcut. Evet, bir komplo teorisi; çünkü bu iddia hakkında hiçbir delil ortaya konulmadan sadece varsayımla hareket edilmiş: “Emevi Halifesi Mervan ve benzerlerinin baskısı sayesinde Resûlüllah’ın uygulamaları değişmiş, salât kavramının içi boşalmıştır.”

Bu komplo teorisine göre, saray beslemeleri, kitaplarına “Salât duadır, namazdır” yazmışlar, Emevilerin bu anlayışını Abbasiler, Memlûklüler ve Osmanlılar da aynen devam ettirmişlerdir. Kitapta bu komplo teorisini delillendirmek için hiçbir gayret sarf edilmiyor. Tüm ilim adamları toptancı bir yaklaşımla töhmet altında bırakılarak bizim de bu iddiaya aktarıldığı şekliyle itimat etmemiz bekleniyor.

Kitapta verilen bilgiler hakkında Kuran ayetleri dışında neredeyse hiç kaynak belirtilmiyor, kitabın sonunda bir kaynakça bulunmuyor, verilen bilgilerin aktarıldığı şekliyle, sorgulanmadan, doğrulanmadan, araştırılmadan kabul edilmesi bekleniyor.

Namaz bölümünde bir yandan hadis ve sünnete itimat edilerek namazla ilgili detaylar bu kaynaklardan aktarılırken diğer yandan “namazda kıblenin olmadığı, namaz için abdeste gerek olmadığı” gibi yorumlar yapılabiliyor. Aynı hadis kaynaklarındaki kıble ve abdestle ilgili hadislerde salât sözcüğünün kullanıldığı ve yine bu hadis kaynaklarında yer alan namaz hakkındaki tüm hadislerde yine salât sözcüğünün kullanılmış olduğu gerçeği görmezden geliniyor.

Tüm hadis külliyatının (özellikle de Halife Mervan öncesinde kayıt altına alınmış olanların) uydurma olduğunu kabul etsek dahi, namazın rükünlerinden ve diğer detaylardan bahseden bu metinlerin hepsinde birden salât sözcüğünün namaz anlamında kullanılmış olması komplo teorileri ile izah edilemez.

Hadis külliyatını bağlayıcı bulmadığım için onu bir kenara bırakıyorum.

Salât hakkındaki binlerce yıllık anlayışı yerinden oynatabilmek için bu sözcüğün etimolojisini çok iyi bilmek ve okuyucuya bunu en iyi şekilde izah etmek gerekir. Oysa kitapta bunu göremiyoruz. Salât sözcüğü gerçekten de etimolojik yönden objektif bir tutumla incelenseydi bu sözcüğün Arapça kökenli olmadığı yönündeki görüşler bilinir ve “slutho” ile ilişkisi kolaylıkla kurulabilirdi. Örneğin A. J. Wensinck’in İslâm Ansiklopedisi’ne yazdığı “salât” makalesinde, bu sözcükteki Arami (ve Aramiceden türeyen Süryani) etkilerin tartışıldığı görülebilirdi. Ancak Hakkı Yılmaz’ın kitabında bunlar görmezden geliniyor, bu görüşlerin çürütülmesine ihtiyaç duyulmuyor.

Bakın, Maxime Rodinson, Muhammed isimli kitabının “Bir Dinin Doğuşu” bölümünde İslamiyet’in Mekke dönemini anlatırken ne diyor: “Bu ilk dönemde Müslümanlara pek az ritüel emredilmiştir. Bunlar da Doğu Hıristiyanlarının yaptığı ayinlerden esinlenerek düzenlenmiş olsa gerektir. Çünkü bu ayinlere verilen isim, Doğu Hıristiyanlarının kendi ibadetlerine verdikleri isimdir: Salât.”

Nihat Durak’ın Süryani Ortodoks Kilisesi’nde İbadet isimli kitabına baktığımızda ise, Süryanicede slutho kelimesiyle ifade edilen namaz ibadeti hakkında bilgiler verildiğini görüyoruz. Kitapta verilen bilgilere göre slutho (salât) ile İslam’daki namaz arasında şekil yönünden hiçbir fark olmadığını öğreniyoruz.

Diyanet İşleri Başkanlığı’nın yayınladığı Yaşayan Dünya Dinleri isimli kitabın Süryanilerle ilgili bölümünde de şu bilgiler verilmektedir: “Süryaniler diğer Hıristiyan kiliselerinden farklı olarak sakramentlerinde secdeli namaza yer veren tek kilisedir. Namazda kıble doğudur. Namaz dua ve secde olmak üzere iki bölümden oluşur. (…) Süryani Ortodoks Kadim Kilisesine göre namaz günde sabah, öğle ve akşam olmak üzere üç vakit kılınmaktadır. (…) İslam’daki namazdan farkı namazın rükûsunun olmamasıdır.”

Sıradan bir kitap okuyucusu olarak salât sözcüğünün izini buraya kadar sürebildim. Bu konuyu ciddi bir şekilde araştıranların Süryanice İncil (Matta 21/13, Markos 11/17, Luka 19/46) ve Tevrat(Samuel 26-27)’taki salât sözcüklerini orijinal metninden bulup ne anlama geldiklerini de incelemeleri gerekir.

Hakkı Yılmaz’ın İslam Dininin Temel Direkleri isimli kitabının üçüncü bölümünde kıble konusu, dördüncü bölümde hac konusu ele alınıyor. Bu bölümlerde de yazarın sözcüklere etimoloji, tarih ve sosyolojiden bağımsız keyfi anlamlar yükleyerek kurgusal bir takım anlatımlar yaptığını görüyoruz.

Hakkı Yılmaz’ın kitabından edindiğim kanaat, ele aldığı konular hakkında, hakkını verecek kadar detaylı çalışmalar yapmadan çok büyük iddiaları dile getirmiş olduğudur. Maalesef öyle.



SALÂT SÖZCÜĞÜ İLE İLGİLİ EK BİLGİ

Salât konusuyla ilgili okuduğum kitap ve makalelerden edindiğim bilgiler çerçevesinde bir çalışma yaptım. Arapça dil bilgisi hakkında başlangıç düzeyinde (yani oldukça yetersiz) bir bilgim var. Ancak Arapça’ya tamamen yabancı arkadaşlara salât konusunu anlamalarında yardımcı olabilirim ümidiyle elimden geldiğince özet bir bilgilendirme yapmak istedim.

( ص ل و ) veya ( ص ل ي ) kökünden türemiş “salât, salavât, musallîn, musallâ, sallû, yusallî, tusallî, yusallû, felyusallû, yusallûne” sözcükleri Kuran-ı Kerim’de toplam 99 defa geçer. Yine bu kökten olduğu düşünülen ve yanma, ısınma, yaslanma ve (cehenneme) girme, (cehenneme) atılma, (cehenneme) sokulma şeklinde anlamları olan çeşitli sözcükler Kuran-ı Kerim’de toplam 25 yerde geçer. Bu 25 sözcük namaz/salat ile doğrudan alakalı olmayıp tamamen farklı bir formda ve anlamda olduğundan inceleme dışında tutuldu.


SALÂT

Anlamı: Namaz, dua, destek

2:3, 43, 45, 83, 110, 153, 177, 238, 277 | 4:43, 77, 101, 102 103 (3 defa), 142, 162 | 5:6, 12, 55, 58, 91, 106 | 6:72, 92, 162 | 7:170 | 8:3, 35 | 9:5, 11, 18, 54, 71, 103 (2 defa) | 10:87 | 11:87, 114 | 13:22 | 14:31, 37, 40 | 17:78, 110 | 19:31, 55, 59 | 20:14, 132 | 21:73 | 22:35, | 23:2 | 24:37, 41, 56, 58 (2 defa) | 27: 3 | 29:45 (2 defa) | 30:31 | 31:4, 17 | 33:33 | 35:18, 29 | 41, 78 | 42:38 | 58:13 | 62:9, 10 | 70:23, 34 | 73:20 | 87:15 | 96:10 | 98:5 | 107:5 | 108:2


SALAVÂT

Anlamı: Dualar, destek.
9:99 | 2:157, 238 | 22:40 | 23:9


MUSALLÎN

Anlamı: Namaz kılan, dua edenler.
70:22 | 74:43 | 107:4


MUSALLÂ

Anlamı: Namaz kılınan, dua edilen yer.
2:125


SALLÛ, YUSALLÎ, TUSALLÎ, YUSALLÛ, FELYUSALLÛ, YUSALLÛNE

Anlamı: Rahmet, bağışlama, yardım, destek
3:39 | 4:102 (2 defa) | 9:84 | 33:43, 56 | 75:31

İlk Yorum Sizden Gelsin

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir