"Enter"a basıp içeriğe geçin

Hz. Peygamber ve Namaz

Namaz konusunda 2009-2015 yılları arasında zaman zaman devam eden bir araştırmam oldu. Bu araştırmayı -diğer araştırmalarımda da olduğu gibi- akademik bir gaye ile değil öncelikle kendim için, nasıl davranacağımı belirleyebilmek için yapmıştım. Daha sonra bu araştırma neticesinde elde ettiğim bilgileri ve değerlendirmelerimi başkalarıyla paylaşıp eleştirilmesi ve yanlış ya da tutarsız yönleri varsa bunların gösterilmesi ümidiyle yaklaşık üç yıl kadar önce yayınladım.

Bu araştırmalarım sırasında, namaz konusunda yazılmış müstakil bazı eserlere rastladıysam da bunlar, tabiri caizse, namazla ilgili geleneksel kabulleri sorgu sandalyesine oturtup bunları cesaretle sorgulayan çalışmalar değildi. Ancak bugün namazın delilleri konusunda benim gibi beklentileri olanları tatmin edici içerikte yayınlar mevcut.

İsrafil Balcı’nın Hz. Peygamber ve Namaz,
Hakkı Yılmaz’ın İslam Dininin Temel Direkleri,
Sonia Cihangir’in Kuran’daki Namaz isimli kitabını bu kapsamda sayabiliriz.

Sonia Cihangir’in kitabı hakkında twitter’da birkaç satırla, Hakkı Yılmaz’ın kitabı hakkında ise müstakil bir yazıyla değerlendirmelerimi paylaştım. Bu yazımda İsrafil Balcı’nın Hz. Peygamber ve Namaz isimli kitabını değerlendireceğim.

Öncelikle, kıldığı namazı geleneksel kabullerden arındırmak isteyen, dinde namazın konumunun ne olduğunu öğrenmek isteyen herkese İsrafil Balcı’nın Hz. Peygamber ve Namaz isimli kitabını öneririm. Bu konuda daha derli toplu ve nispeten daha sağlıklı başka bir çalışma görmedim, herkesin faydalanması gerekir.

Yazımda İsrafil Balcı’nın Hz. Peygamber ve Namaz isimli kitabının beşinci basımını dikkate aldım. Alıntılardaki sayfa numaralarının buna göre takip edilmesi gerekmektedir. Alıntılarda sadece sayfa numaralarını belirteceğim.

Samsun OMU İlahiyat Fakültesi’nde Profesör olan İsrafil Balcı’nın bilgi birikimi ile benim bilgi birikimim kıyaslanamaz. Ben ancak onun verdiği bilgilere talip olabilirim. Ancak, verdiği bilgilerin tutarlı olup olmadığını, başka kaynaklara nispetle yanlış bilgiler verip vermediğini kontrol edebilirim, kontrol etmem gerekir. Bu yazımda İsrafil Balcı’nın Hz. Peygamber ve Namaz isimli kitabında izlediği yöntemin çelişkilerine değinip bu güzel çalışmanın metodolojik bakımdan geliştirilmesine katkıda bulunmak istiyorum.

Herhangi bir meseleyi ele alırken öncelikle bilgi kaynaklarının neler olduğu tespit edilmelidir. Kitabın girişinde buna özellikle değinilmese de satır aralarında şöyle deniliyor: “Namaz gibi son derece önemli ibadet konusunda bağlayıcı kaynak vahiydir (Sayfa 139).” Buna göre, her türlü kaynaktan yararlanabiliriz, ancak bağlayıcı kaynak Kuran ayetleridir.

İlkeyi belirlediysek de hem bir Müslüman olarak hem de kitabın isminde yer alışından dolayı merak ettiğimiz bir konu daha var. “Peygamberimizin namaz konusundaki rolünü, katkısını, örnekliğini nasıl tespit edip hangi açıdan değerlendirebiliriz?”

Peygamberimiz Kuran’da bize örnek olarak gösterilmiştir. Bu örnekten yararlanmamız gerekir. Ancak bu örneklikten nasıl yararlanabiliriz? Kuran’ın bize tanıttığı Hz. Muhammed’i mi örnek alacağız, yoksa onun vefatının ardından Peygamberimiz adına konuşanların sözlerini, hadislerini, rivayetlerini mi esas alacağız? Bu konuda da kitabın satır aralarından bir ilkeye ulaşabiliyoruz: “Şayet hadis koleksiyonlarındaki rivayetlerden hareketle bir namaz tarifi yapılacaksa, asla standart bir sonuca ulaşılamaz (Sayfa 97).” Öyleyse; tutarlılık bakımından, namaz konusunda bağlayıcı olan tek kaynak Kuran ise Peygamberimizin örnekliğinin tespiti için de tek kaynak yine Kuran olmalıdır.

Burada dikkat çektiğimiz bağlayıcı ilkeye Hz. Peygamber ve Namaz isimli çalışmada ne kadar riayet edildiği meselesi bu yazının asıl konusudur. Bu konuda bir örneği detaylı olarak incelemekle yetineceğim, diğer örneklere kısaca işaret edip geçeceğim. Her bölüm için ayrı örnek verip yazıyı uzatmanın bir faydasını görmüyorum.

Kitabın “Rekat Sayısı” başlıklı bölümünde çeşitli bilgiler verildikten sonra netice olarak; bütün farz namazların iki rekat olduğu ve Medine döneminde de Peygamberimiz tarafından buna bir ilave yapılmadığı kanaatine varılıyor. Hatta Peygamberimizin namaza herhangi bir ilave yapmayacağı, yapamayacağı iddia ediliyor: “Dört rekat olarak zikredilen farz namazlara veya üç rekat olduğu iddia edilen akşam namazına, Resûlüllah’ın bir ilave yapmadığını, hatta yapamayacağını özellikle vurgulamak istiyoruz (Sayfa 95).”

Ancak rekat sayısının neden bir ya da beş değil de iki olduğuna dair sağlam bir delilin ortaya konulamadığını görüyoruz. “Akşam namazı farzının üç rekat olarak yaygınlaşmasının sebebi hakkında çeşitli ihtimal ve varsayımlar bir kenara bırakılırsa somut bir veri yoktur (Sayfa 96).” denilerek akşam namazının üç rekat olduğuna dair somut bir veri olmadığı haklı olarak dile getirilirken iki rekat olduğuna dair somut bir veri de ortaya konulamıyor.

Rekat sayısıyla ilgili Kuran’dan iki delil getiriliyor. Bu delillerden biri sefer/korku namazı, diğeri Cuma namazı olarak sunuluyor.

Korku namazı olarak isimlendirilen Nisa Sûresi 102. ayetteki uygulamada herhangi bir rekat sayısı doğrudan belirtilmemiş olmasına rağmen, kişisel bir yorum neticesinde dolaylı yoldan iki rekatın ima edildiğine dair bir çıkarımda bulunuluyor. Oysa bu ayette, geleneksel olarak seferi namazı adıyla meşhur olan bir uygulama anlatılıyor ve bu uygulama, kitapta sunulan yorumdan tamamen farklı bir şekilde anlaşılıyor. Burada geleneksel anlayışı savunacak ya da meşrulaştıracak değilim. Geleneksel anlayışın bu konudaki yorumunun yanlış olduğunu düşünüyorum. Ancak İsrafil Balcı’nın da bu konudaki yorumunun yanlış olduğunu düşünüyorum. Kendi yorumumu namazla ilgili yazdığım başka bir yazıda anlattım. Muhtemelen başka şekilde yorumlayanlar da olacaktır. Netice itibariyle, bir ayete yaptığımız yorum üzerine, bu yoruma dayanarak inançla ya da dinin ritüelleriyle ilgili herhangi bir konuda net ifadeler kullanmamalıyız.

Namazların iki rekat kılınışına delil olarak gösterilen Cuma namazına gelelim. Bu konudaki iddia kısaca şu şekilde: “… İlerleyen süreç içerisinde sadece iki rekat olan Cuma namazı on altı rekata kadar çıkarılmıştır. Ancak dikkat edilirse tevatüren geldiği için farza ilave yapılamamıştır (Sayfa 167).”

Başka bir bölümde de şöyle deniliyor: “Malum olduğu üzere bu namaz sadece iki rekattan ibarettir. (…) Dikkat edilirse Cuma namazı cemaat halinde ve kesintisiz bir şekilde (tevatüren) bugüne kadar gelmiştir. (…) Dolayısıyla bu veri bile namazların iki rekat olduğunu ortaya koymak için kafidir (Sayfa 93).”

Kafi değildir! Zira “Bütün bunların kesin bilgi içermeyip sadece rivayetten ibaret olduğunu hatırlatalım (Sayfa 104).” Çünkü tevatüren gelmiş bir bilgi olsa da “Namaz gibi son derece önemli ibadet konusunda bağlayıcı kaynak vahiydir (Sayfa 139).”

Cuma namazının tevatüren(!) iki rekat halinde günümüze kadar geldiğine inanılıyor, ancak, örneğin ikindi namazının tevatüren dört rekat halinde günümüze kadar geldiğine inanılmıyor. Bu tutarsız bir yaklaşımdır.

Burada bir tercih yapılması gerekir. Mütevatir olanları da dahil olmak üzere tüm hadisleri ve kimilerinin “Yaşayan Sünnet” olarak adlandırdığı gelenek tapıcılığını kendimize referans olarak kabul edecek miyiz, etmeyecek miyiz? Tabii ki bunu kabul edemeyiz. Tevatürlere, söylentilere değil vahye itibar edilmelidir. Öyleyse rekat sayısı konusunda ya kesin bir delil ortaya konulmalı, ya da bu konuda insanlar özgür bırakılmalıdır. Benim tespitlerime göre, Kuran bu konuda herhangi bir tercih belirtmediği gibi Peygamberimiz de kendisine tabi olanlara bu konuda -Kuran’ın üzerine- bir tercih belirtecek değildir.

Kuran’ın rekat konusunda net bir şekilde herhangi bir sayı vermeyişi, her namazda istenilen sayıda rekat kılınabileceğinin işaretidir. Hadis külliyatını referans almıyorum. Ancak referans alanlar için şuna dikkatlerini çekmek isterim. Hadisler incelendiğinde de Peygamberimizin bazen iki, bazen dört rekat namaz kıldığını görüyoruz. Dolayısıyla insanlara rekat sayısı dikte etmenin bir anlamı bulunmamaktadır.

“Namazın Kılınışı” bölümünün ilk paragrafında “Şayet hadis koleksiyonlarındaki rivayetlerden hareketle bir namaz tarifi yapılacaksa, asla standart bir sonuca ulaşılamaz (Sayfa 97).” denilerek bilgi vermek amacıyla birçok rivayet sıralanıyor, ardından “Bütün bunların kesin bilgi içermeyip sadece rivayetten ibaret olduğunu hatırlatalım (Sayfa 104).” uyarısı yapılıyor, ancak varılan netice yine hayal kırıklığı oluyor.

Örneğin; namaz kılarken tahiyyat ve salli-barik dualarının okunması konusunda “Resûlüllah’ın bu duaları namazda okuyup okumadığına dair hiçbir somut veri yoktur (Sayfa 114).” denilmesine rağmen namazın şeklen nasıl kılınması gerektiği, secde, rüku, kıyam, oturuş gibi rükünlerin nereden sadır olduğu detaylı bir şekilde sorgulanmaksızın “Bunlar Kuran’da var” diye özetleyebileceğim yüzeysel bir açıklama ile geçiştirilip klasik namazın rükünleri, olduğu gibi kabul edilmekte ve buna göre çeşitli açıklamalar yapılmaktadır.

Namaz vakitleri ile ilgili Kuran ayetlerinin yorumunda klasik izahattan öte çok fazla bir katkıda bulunulmuyor. Ayrıca beş vakit namazın bugüne kadar tevatüren gelmiş bir gerçeklik olduğu iddia ediliyor. Birçok konuda tevatüre itibar edilmediği halde, izah edilemeyen konularda yine tevatüre sığınılıyor. “Yukarıda dile getirilen hususlar namazın günlük beş vakit olarak farz kılındığını ve bu yükümlülüğün ayetlerle sabit olduğunu ortaya koymaktadır. Kaldı ki, beş vakit olarak kılındığı hususu tevatüren de bugüne kadar gelmiş bir realitedir (Sayfa 82).”

Başka bir örnek de şu şekilde: “… Kuran’da üç vakit namaz isminden bahsedilmektedir. Dolayısıyla sözü edilen bu üç vakit namaz isminin de, namazların üç vakit olduğu yorumuna referans niteliği taşıdığını söyleyebiliriz. Lakin bütün bunlarla beraber, beş vakit namaz uygulamasının kesintisiz bir şekilde devam edegeldiğini göz ardı etmemek gerekir (Sayfa 131).”

Kitabın yöntem bakımından tutarsız bulduğum yönleri hakkında bu yazdıklarımın -meramın anlaşılması bakımından- yeterli olacağını düşünüyorum. Dinin direği olarak nitelenen namaz başta olmak üzere herhangi bir konuda tespitlerimizi yaparken meseleyi ne kadar daraltıp sınırlandırdığımıza dikkat etmeliyiz. Allah birçok konuda insanları özgür bırakıp doğru olanı gösterdikten sonra tercihleriyle baş başa bırakmışken bizler o tercihler konusunda Allah ile kulu arasına girip bu ilişkiyi kalıplara sokmamalıyız.

Yazımı yine kitaptan İsrafil Balcı’nın bir sözü ile bitirmek istiyorum: “Allah katında makbul ibadet bilinçli yapılmış olanıdır. İslam’ın en önemli ibadetlerinden olan namaz, asla belli kalıplarla yapılan şekilsel ibadet değildir (Sayfa 113).”

İlk Yorum Sizden Gelsin

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir