"Enter"a basıp içeriğe geçin

Hızır yahut Hızır-İlyas Kültü

Halk arasında popüler olan Hızır inancı hakkında çeşitli yönlerden bilgi edinmek ve merak edilen soruların cevabını öğrenmek için Ahmet Yaşar Ocak’ın İslam-Türk İnançlarında Hızır yahut Hızır-İlyas Kültü isimli kitabı, tam anlamıyla biçilmiş kaftan. Kitap ilahiyat, tarih, tasavvuf, edebiyat ve folklor kaynakları incelenerek oluşturulmuş titiz bir çalışmanın ürünü. Bu yazıda, kitapta değinilmiş tüm konulardan bahsetmeyeceğim. Hızır konusunda genelde merak edilen konularla ilgili birer cümlelik özet bilgiler vereceğim. Merak edenlerin kitabı edinerek okumasını tavsiye ederim.

Hızır inancının Kuran’daki dayanağı Musa ile Hızır kıssasıdır. Bu kıssa Kehf suresinin 60-82 ayetleri arasında geçer. Aslında Kuran’da Hızır adı hiç geçmez. Musa ile Hızır kıssası olarak anılan kıssada Musa’nın kendisinden ilim talep ettiği kişi, ayette “Allah’ın bir rahmeti olarak kendisine ilim verilmiş bir kul” olarak anılır. Doğruluğu şüpheli hadislerde bu kulun adının Hızır olduğu ifade edildiğinden kıssa, Musa ile Hızır kıssası olarak anılagelmiştir. Kıssa ile verilmek istenen mesaj, ilahi takdirin sırlarının insanlar tarafından çözülemeyeceği hususudur. Kıssanın kökenini araştıran şarkiyatçılar, Gılgamış Destanı, İskender tarihleri ve Yahudi mitolojisinde kimi izler olduğunu iddia etmişlerdir.

Hızır inancının kökenindeki ana kaynaklardan biri olması ve İslam inancının ana kaynağı olması sebebiyle kıssanın Kuran’da nasıl geçtiği önemli. Kehf suresinin 60-82. ayetlerini okuyalım.

Muhammed Esed çevirisi:
60. Hani, Musa yardımcısına: “İki denizin birleştiği yere kadar yoluma devam edeceğim” demişti, “[bu yolda] yıllar harcamam gerekse bile!”
61. Fakat iki [denizin] birleştiği yere vardıklarında balıkları bütünüyle akıllarından çıktı ve denize dalıp gözden kayboldu.
62. Ve biraz uzaklaştıktan sonra yardımcısına: “Öğlen azığımızı çıkar” dedi, “doğrusu, bu yolculuk bizi bir hayli yordu!”
63. [Yardımcısı]: “Olacak şey mi, bu” dedi, “O kayanın yanında dinlenmek için durduğumuzda, nasıl olduysa, balığı unutmuşum. Bunu olsa olsa bana Şeytan unutturmuş olacak! Tuhaf şey, nasıl da yol bulup suya ulaştı!”
64. [Musa heyecanla]: “Demek, aradığımız yer orası[ydı]!” diye bağırdı. Ve izleri üzerine hemen geri döndüler.
65. Ve orada kendisine katımızdan üstün bir bağışta bulunarak (özel) bir bilgiyle donattığımız kullarımızdan birine rastladılar.
66. Musa ona: “Neyin doğru olduğu konusunda sana verilen bilgiden bana da öğretmen için senin peşinden gelebilir miyim?” dedi.
67. [Öteki;] “Sen benimle birlikte(yken olacak olanlara) katlanamazsın” dedi,
68. “çünkü tecrübe alanı içinde kavrayamayacağın şeye nasıl katlanabilirsin ki?”
69. [Musa:] “Allah dilerse, beni sabırlı biri olarak bulacaksın” dedi, “ve ben hiçbir konuda sana uyumsuzluk göstermeyeceğim!”
70. [Bilge kişi:] “Pekala” dedi, “O halde, eğer benim peşimden geleceksen,[yapacağım] şeyler hakkında, bu hususta ben sana bir açıklamada bulununcaya kadar bana hiçbir şey sormayacaksın.”
71. Bu ikisi böylece yola koyuldular; sonunda [bir kıyıya vardılar; ve onları karşı kıyıya taşıyan] tekneden inecekleri zaman, bilge kişi teknede bir delik açtı, [Musa bunu görünce:] “İçindekileri boğmak için mi onu deldin? Doğrusu, çok vahim bir şey yaptın!” diye çıkıştı.
72. Beriki: “Ben sana, bana asla katlanamayacağını söylememiş miydim?” dedi.
73. [Musa:] “[Kendimi] kaybettim diye beni paylama ve beni yaptığım işten dolayı zora koşma!” dedi.
74. Böylece yeniden yola koyuldular; sonunda genç bir adama rastladılar: [bilge kişi] onu öldürdü, [Musa bunu görünce:] “Bir başka cana karşılık olmaksızın masum bir cana kıydın, öyle mi?” diye çıkıştı, “Gerçekten, çok korkunç bir iş yaptın sen!”
75. Beriki: “Ben sana, bana asla katlanamayacağını söylememiş miydim?” dedi.
76. [Musa:] “Bundan böyle sana soru soracak olursam benimle artık yoldaşlık yapmazsın: [çünkü artık] benden yana yeterince özür işittin” dedi.
77. Ve bunun üzerine yeniden yola koyuldular; derken, bir kasaba halkıyla karşılaştılar; onlardan yiyecek bir şeyler istediler; ama bu ahali onlara konukseverce davranmaya hiç yanaşmadı. Ve bu [kasabada] yıkılmak üzere olan bir duvar gördüler; [bilge kişi] onu hemen onarıverdi; [Musa bunu görünce:] “Eğer dileseydin, [hiç değilse, yaptığın] bu iş için bir ücret alabilirdin” dedi.
78. [Bilge:] “İşte böylece seninle yol ayrımına gelmiş olduk.” dedi, “Şimdi sana, sabır göstermediğin [bütün o olayların] iç yüzünü açıklayacağım:
79. O tekne, geçimini denizden sağlayan yoksul insanlara aitti; ona hasar vermek istedim, çünkü peşlerinde her (sağlam) tekneye zorla el koyan bir hükümdar oldu[ğunu biliyordum].
80. O genç adamda, ki anası-babası mümin kimselerdi, taşkınlıkları ve inkarcı eğilimleriyle onlara çok derin acılar vereceği yolunda kaygı verici belirtiler görmüştük;
81. [onu öldürürken] Rablerinin o ana-babaya onun yerine ondan daha temiz seciyeli ve merhamette ondan daha ileri [başka bir çocuk] vermesini istedik.”
82. Ve duvara gelince; duvar o kasabada yaşayan iki yetim oğlan çocuğuna aitti ve altında [hukuken] onların olan bir hazine [gömülüydü]. Onların babası dürüst ve erdemli biriydi; bunun içindir ki, Rabbin onların erginlik çağına eriştiklerinde o hazineyi Rabbinden bir bağış olarak kazıp çıkarmalarını irade etti. (Dolayısıyla,) ben [bütün] bunları kendiliğimden yapmadım: Senin sabır göstermediğin [olayların] iç yüzünün gerçek anlamı işte budur.”

Kıssada Musa olarak anılan kişinin peygamber Musa mı, yoksa Musa isimli başka biri mi olduğu konusunda tarih boyunca farklı görüşler ileri sürülmüşse de genel kabul, bu kişinin peygamber Musa olduğu yönündedir.

Musa’nın, kendisinden ilim talep etmiş olması nedeniyle Hızır’ın konumu hakkında da çeşitli görüşler ileri sürülmüştür. Genellikle tasavvuf çevreleri Hızır’ın veli olduğunu, geriye kalanlar da peygamber olduğunu iddia etmişlerdir. Nadiren de olsa Hızır’ın melek olduğunu iddia edenler de olmuştur.

Hızır’ın ölümsüz olduğuna dair ayet ya da hadis bulunmamaktadır. Buna rağmen tasavvufçular, On İki İmam Şiileri ve Sünni halk kitlelerinde ölümsüz olduğu inanışı mevcuttur.

Hızır, aslında isim değil lakaptır. Hızır’ın gerçek adı ve soyu hakkında farklı kaynaklarda çok değişik rivayetler yer alır. Soyunu Adem, Nuh, İbrahim ve hatta Firavun’a bile dayandıranlar vardır. Ayet ve hadisler hariç tutulduğunda, diğer İslami kaynaklarda anlatılan Hızır, aslında, Kitab-ı Mukaddes’te anlatılan İlyas peygamberdir.

Hızır ile İlyas arasında bir ilişki olduğuna ya da bir araya geldiklerine dair ayet ya da hadis bulunmamaktadır. Buna rağmen İslam toplumlarının geleneklerinde ve özellikle Türklerde, Hızır ile İlyas’ın bir araya geldiğine inanılan günlerde Hıdrellez gibi merasimler düzenlenmektedir. İlyas peygamberin ölümsüzlüğe sahip olduğundan Kuran ya da hadislerde söz edilmez, ancak Kitab-ı Mukaddes’e göre İlyas ölümsüzdür.

Muhyiddin Arabi, Hızır’dan aldığı hırka ile irşad ve talim-terbiye yoluna girdiğini iddia eder. Arabi’nin şeyhi ve halefi için de aynı durum söz konusudur. Bu ilginç iddianın kökenini İncil’de görüyoruz: İlya (tasavvufta Hızır’la özdeşleştirilen İlyas peygamber) göğe yükselmeden önce hırkasını yanındaki Elişa’ya verir, ona nasihatte bulunur ve kendi yerine halef bırakır.

Tasavvuf anlayışında Hızır’ın işlevleri şunlardır:
– Mistik yola kılavuzluk ve mürşitlik
– Kişileri velayet mertebesine erdirme
– Tasavvufi gerçekleri ve sırları öğrenme
– Gerçeğin meydana çıkmasına yardımcı olma
– Felaketli ve güç durumlarda imdada yetişme

Kitab-ı Mukaddes’te adı geçen İlyas da Yahudi mistiklerine gizli hikmetleri ve sırları bildiren, yollarda-çöllerde çeşitli vesilelerle kendisine rastlanan, aniden ortaya çıkıp bedevi kılığında dolaşan bir peygamberdir. Tasavvufta İlyas peygamberin de Hızır gibi ölümsüz olduğuna inanılır. Hemen hemen bütün mutasavvıflar aynı görüştedir.

Halk arasındaki Hızır imgesi de bütün ümit ve imkanların tükendiği, çarelerin sona erdiği durumlarda yardıma çağrılan ve çağrıldığında da mutlaka geleceğine inanılan, sonsuz güce sahip semavi bir kurtarıcıdır. Türkçe’deki “Kul sıkışmayınca Hızır yetişmez”, “Hızır gibi yetişti” gibi atasözü ve deyimler hep bu halk inancının bir ifadesidir. Dolayısıyla, Hızır bütün İslam milletlerinin folklorlarındaki en canlı bir bilinen sima, Hz. Muhammed ve Hz. Ali’den sonra en çok kutsallaştırılan şahsiyettir.

Halk inançlarına göre Hızır’ın işlevleri ise şunlardır:
– Zor durumlarda ve felaketlerde yardımcılık
– İyileri mükâfatlandırıp kötüleri cezalandırma
– Bereket ve bolluğa kavuşturma
– Savaşlarda yardım etme

Hıdrellez, Hızır ile İlyas’ın bir araya geldiği düşünülen günün yıldönümü olarak kutlanmaktadır. Her yıl yaz mevsiminin başlangıcı olarak 6 Mayıs’ta kutlanan Hıdrellez, Hızır-İlyas kelimelerinin halk telaffuzunda aldığı biçimi yansıtmaktadır. 6 Mayıs, Balkanlar ve Doğu Avrupa Hıristiyanlarınca Saint Georges (Aya Yorgi) günü olarak kutlanmaktadır. Bizans Anadolu’sunda da aynı şekilde kutlanmaktaydı. Önceden Hıristiyanların yaşadığı ve Saint Georges’un (Aya Yorgi’nin) takdis edildiği bütün memleketlerde, İslam fetihlerinden sonra halk bu aziz ile Hızır’ı birleştirmiştir.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir