"Enter"a basıp içeriğe geçin

19 Mucize mi, Safsata mı?

19 sayısının Kuran ile irtibatına dair ilk bilgileri çocuk yaşta öğrenmiştim: Dede evindeki ufak bir kitaplıkta tesadüfen görüp okuduğum, Hindistanlı Ahmet Deedat’ın yazdığı, Edip Yüksel’in çevirisini yaptığı “Kuran, En Büyük Mucize” isimli kitaptı.

Yıllar sonra YouTube’da Edip Yüksel’in videolarını izlerken sık sık 19 mucizesine vurgu yaptığını, Allah’ın Kuran’ı 19 kodlaması ile koruduğunu, hatta Tevbe suresinin son iki ayetinin Kuran’a sonradan eklendiğinin bu kodlama sayesinde tespit edilebildiğini anlattığını gördüm. Aceleci davranıp körü körüne kabul etmek ya da ön yargılı davranıp yine aceleyle reddetmek ilmi ciddiyetle bağdaşmazdı. Özellikle de işin ucunda iki ayetin reddi olduğu için detaylı incelemek gerekiyordu. Yaklaşık 2 yıldır bu konuyu incelemeyi erteliyordum. Sonunda bu fırsatı bulabildim. Aşağıdaki kitapları listedeki sırasıyla okudum.

  • Cenk Koray, Kuran, İslamiyet, Atatürk ve 19 Mucizesi, 1994, 158 sayfa
  • Edip Yüksel, Üzerinde 19 Var, 1997, 299 sayfa
  • Ahmet Deedat, Kuran En Büyük Mucize, Çeviren: Edip Yüksel, 1983, 100 sayfa
  • Serhat Ahmet Tan, Kayıp Besmele, 2016, 320 sayfa

Cenk Koray’ın kitabında 19 meselesine sadece 6 sayfada, Atatürk’ün hayatındaki 19’lara ise 1 sayfada değinilmiş. Toplam 7 sayfa haricinde kitapta 19 meselesine hiç değinilmemiş. Buradaki bilgiler muhtemelen Ahmet Deedat’ın kitabından derlenmiş. Cenk Koray aynı sayfalarda 19 mucizesini Ahmet Deedat’ın bulduğunu yazmışsa da aslında 19 sisteminin kâşifi Reşad Halife’dir.

Reşad Halife (d. 1930 – ö. 1990) Mısır’da doğmuş, ABD’de biyokimya dalında doktora yapmış, bir süre Birleşmiş Milletler’de bilim danışmanı olarak çalışmış, kendisini Resul olarak ilan etmiş, 1989 tarihinde toplanan “Dünya İslâm Fıkıh Konseyi” tarafından ölüme mahkûm edilmiş, 1990 yılında bıçaklanarak öldürülmüş biri. 19 kodlamasını 1974 yılında keşfettiğini söylüyor. Dücane Cündioğlu ise, Reşad Halife’nin bu kodlamayı aslında 1971 yılında keşfettiği halde 19’un katlarına denk getirebilmek ve 19 sayısının geçtiği 74:19 ayeti ile ilişki kurup insanları etkileyebilmek için 1974 yılında keşfetmiş gibi gösterdiğini iddia ediyor. Dücane Cündioğlu bu iddiasına bir delil göstermemiş. O yüzden ciddiye alamadım.

Şahısları bir kenara bırakıp 19 meselesini anlamaya çalışalım.

Kuran’da matematiksel göndermeler olduğu bir gerçek. Kuran’da; “ay” kelimesi 12 defa, “gün” kelimesi ise 365 defa geçiyor. Bu sayılarla verilmiş bir mesaj olduğunu kabul edebilir miyiz? “Kabul edemeyiz” diyen buradan sonrasını boşuna okumasın. Çünkü zaten ön yargılı bir yaklaşıma sahip demektir. “Kabul edebiliriz” diyen içinse aşağıdaki örnekleri vermek isterim.

  • Şeytan ve Melek kelimeleri 88’er defa geçer.
  • Dünya ve Ahiret kelimeleri 115’er defa geçer.
  • Deniz/bahr kelimesi 32 defa, kara/toprak ise 13 defa geçer (32+13=45. 32’nin 45’e oranı: 71,111. Dünyanın yüzde 71 sularla, yüzde 29 ise karalarla kaplıdır.)

Başka birçok örnek var. Ancak burada hepsini sıralamanın bir manası yok. Eğer Kuran’da bu kelimeler bu sayılarda bulunuyorsa –ki bulunuyor- bunu “tesadüf” ile açıklamak mümkün mü? Tabii ki mümkün değil. Öyleyse 19 meselesine de ön yargılı yaklaşmanın bir manası yok. Önce anlamaya çalışalım.

1983 yılında Ahmet Deedat’ın kitabı Edip Yüksel tarafından çeviri olarak yayınlanmış. Daha sonra Edip Yüksel aynı meseleyi kendi yazdığı “Üzerinde 19 Var” isimli kitabında ele almış. 2016 yılında Serhat Ahmet Tan tarafından yayınlanan “Kayıp Besmele” isimli kitapta ise bir yandan “Ondokuzcular” diye tabir edilen kesim eleştirilmiş, diğer yandan da 19’un “Ebced” sistemiyle genişletilmiş yeni bir versiyonu tanıtılmış. Serhat Ahmet Tan’ın kitabını ilk okumaya başladığımda şaka yaptığını sandım, “Ondokuzcular” diye adlandırdığı kesimle dalga geçtiğini sandım. Ancak sayfalar ilerledikçe bunun bir şaka olmadığını, ciddi ciddi yeni bir 19 sistemini tanıttığını görerek dondum kaldım. “Dondum kaldım” çünkü anlattığı sistem tamamen saçmalıklarla dolu. Bu siteme göre örneğin Fatih Sultan Mehmet’in ölüm tarihi, Kanuni dönemi, Yeniçerilerin isyanı gibi olaylar Kuran’da geçiyor. Serhat Ahmet Tan’ın kitabını 19 meselesi hakkında eleştiri ya da savunu içerir umuduyla almıştım. İçinden tamamen başka yeni bir sistem çıktı. Bu kitabın dikkate alınacak bir kitap olmadığını söyleyebilirim kısaca.

Ahmet Deedat ve Edip Yüksel’in kitaplarında Kuran’da geçen bazı kelime sayılarının, bazı ayetlerdeki harf sayılarının 19’un katı olduğu iddia ediliyor. Örneğin besmelenin 19 harf olduğu, Kuran’daki sure sayısının (114) 19’un katı olduğu, besmeledeki İsim, Allah, Rahman ve Rahim kelimelerinin 19’un katı kadar olduğu iddia ediliyor. Aslında Allah, Rahman ve Rahim kelimeleri 19’un katı kadar değil. Birer tane fazla var. Ve bu fazlalıkları gidermek için Tevbe suresinin son 2 ayeti yok sayılıyor. Kuran’da 114 sure olduğu o kadar da kesin bir bilgi değil. Örneğin Muhammed Esed ve Dücane Cündioğlu’na göre Duha ve İnşirah sureleri ile Fil ve Kureyş sureleri peşpeşe/fasılasız/tek sure şeklinde okunabiliyor. Buna göre toplam sure sayısı 112 denebilir.

“Kuran’ı 19 sistemine uygun hale getirmek” gibi bir amaca alet olmak istemiyorsak bunları kabul edemeyiz. 19 sistemi bu örneklerle sınırlı değil tabii ki. Ancak her iki kitapta da en çok üzerinde durulan örnekler bunlar olduğundan ben de onlar üzerinden gidiyorum. Özellikle Edip Yüksel’in kitabında onlarca örnek mevcut. Ancak bu örnekler tamamen keyfi bir şekilde seçilerek elde edilmiş sonuçlardan ibaret olmaları, tam anlamıyla tutarlı bir sistemin olmayışı nedeniyle ciddiye alınacak örnekler değil.

Ciddiye alınabilecek örnekler arasında “mukattaa harfleri” ya da “başlangıç harfleri” olarak adlandırılan harfler var. Burada sayılarla ilgili görmezden gelinemeyecek ciddi bir gerçek var.

28 harfli Arap alfabesindeki 14 harf başlangıç harfleri için kullanılmış: Elif, Lam, Mim, Ra, Kef, He, Ye, Ayn, Sad, Ta, Sin, Kaf, Nun, Ha

Başlangıç harfleri için 14 farklı kombinasyon kullanılmış:

  1. Elif, Lam, Mim: 2, 3, 7, 29, 30, 31, 32. sureler bu harflerle başlar. Bu surelerde “Elif, Lam, Mim” harfleri toplam 26676 defa geçer. 19×1404
  2. Elif, Lam, Ra: 10, 11, 12, 14, 15. surelerde bu harfler toplam 2489 defa geçer. 19×131
  3. Elif, Lam, Mim, Ra: 13. surede bu harfler 1482 defa geçer. 19×78
  4. Elif, Lam, Mim, Sad: 7. surede bu harfler toplam 5358 defa geçer. 19×282
  5. Ya, Sin: 36. surede bu harfler 285 defa geçer. 19×15
  6. Ha, Mim: 40, 41, 42, 43, 44, 45, 46. surelerde Ha ve Mim harfleri toplam 2147 defa geçer. 19×113
  7. Ha, Mim. Ayn, Sin, Kaf: 42. surede Ha ve Mim ilk ayet, Ayn, Sin, Kaf harfleri ikinci ayettir. Ayn, Sin, Kaf harfleri bu surede toplam 209 defa geçer. 19×11
  8. Kef, He, Ye, Ayn, Sad: 19. surede bu harfler toplam 798 defa geçer. 19×42
  9. Sad: 38. sure Sad ile başlar. Sad harfi bundan başka iki surede daha başlangıç harfleri arasında kullanılmıştır:7 ve 19. Bu üç suredeki Sad harfi 152 defa geçer. 19×8
  10. Kaf: 50. sure Kaf ile başlar. Ve bu surede Kaf harfi 57 defa geçer. 19×3
  11. Nun: 68. sure Nun ile başlar. Ve bu surede Nun harfi 133 defa geçer. 19×7
  12. Ta, Ha: ?
  13. Ta, Sin: ?
  14. Ta, Sin, Mim: ?

Şimdi eldeki verilerden elde ettiğimiz sonuçları maddeler halinde sıralayalım:

  1. Başlangıç harfleri 19 surenin girişinde, kendi başlarına bağımsız birer ayet olarak mevcut.
  2. Yukarıdaki matematiksel gerçeklik tesadüf ile açıklanamaz. Ancak “kodlama” şeklinde adlandırılabilecek bir sistemin de mevcut olduğu söylenemez. Daha çok değişken bir gerçeklik var. Kimi başlangıç harfleri tek surede, kimi başlangıç harfleri aynı kombinasyonun geçtiği diğer surelerle birlikte ele alındığında 19’un katları şeklinde sonuç çıkıyor.
  3. Taha, Ta-Sin ve Ta-Sin-Mim başlangıç harfleri ile ilgili istatistiki verilerden, yukarıda zikredilen kitaplarda hiç bahsedilmiyor. Gizlenen (müddessir) nedir? Muhtemelen hiçbir kombinasyona uy(durula)madıkları için bunlardan bahsedilmemiş.

Reşad Halife, Edip Yüksel ya da Ahmet Deedat bu manzarayı görüp yanlış yorumlar yaptı, abartılı çıkarımlarda bulundu diye ortada duran gerçeği ret mi edeceğiz? Tabii ki hayır!

Peki ne yapmalı?

Bu manzaraya baktığımda aklıma şu ayetler geliyor:

Eğer kulumuz [Muhammed]’e katımızdan safha safha indirdiğimiz vahyin bir kısmından şüphe ediyorsanız o zaman aynı değerde bir sure getirin (de görelim).

Bakara suresi, 23. ayet.

“Onu [Muhammed] uydurdu!” diyorlar. [Onlara] de ki: “Eğer doğru sözlü kimselerdenseniz, o zaman, onunkilere eş değer bir sure getirin; hem [bu iş için] Allah’tan başka kimi yardıma çağırabilirseniz çağırın!

Yunus suresi, 38. ayet.

De ki: “Bütün insanlar ve görünmeyen varlıklar bu Kur’an’ın bir benzerini ortaya koymak için bir araya gelselerdi ve birbirlerine (bu konuda) destek olmak için ellerinden gelen her şeyi yapsalardı, yine de onun benzerini ortaya koyamazlardı!

İsra suresi, 88. ayet.

Kuran’la yakinen muhatap olanlar onun birçok açıdan hayret uyandırıcı bir hitap olduğunu bilirler. Ay kelimesinin 12 defa, gün kelimesinin 365 defa geçtiği bir metinde sayısal bir gönderme olmadığı söylemek körlük olur. Ancak bu göndermelerdeki maksadı yanlış yorumlayıp abartarak 12 ya da 365 sayısına mucizevi bir anlam yüklemek ne ise 19 sayısına mucize demek de odur. Kuran’da ay kelimesi neden 12 defa, gün kelimesi neden 365 defa geçiyorsa, başlangıç harflerindeki 19 sistemi de aynı nedenle mevcuttur. 19 ile ilgili en gerçekçi örneklerin verilebildiği başlangıç harflerinde dahi -belki de sadece 19’a bağlı kalınmaması maksadıyla- “14 sayısına da bir gönderme yapılmış” denilebilir. Arap alfabesi 28 harf, başlangıç harflerinde 14 tanesi kullanılıyor, bu 14 harf ile 14 ayrı kombinasyon kullanılıyor. Şimdi 14’e uymayan ayetleri yok mu sayacağız?

Bu sayısal göndermeler, aslında sözlü bir hitap olan Kuran’ın yazılı/kayıtlı bir metin olarak da çeşitli esprileri içinde barındırdığını gösterir. Ancak bu sayıları Kuran’ın tamamına şamil kılmak için zorlamanın ve Kuran’ı bu sayıların elinde esir edip orasını burasını budamanın hiçbir makul gerekçesi yoktur.

Sayısal göndermeler Kuran’ın bir şıklığıdır, güzelliğidir. Bu güzelliği tutarsız sistemler üzerinden mucizevi anlamlar yükleyip kirletmeyelim.


10.09.2019 tarihinde eklenen not: Kuran tarihiyle ilgili yaptığım çalışmalar sırasında Hz. Ebu Bekir döneminde bir araya getirilen ve Hz. Osman döneminde çoğaltılan ilk Kuran nüshalarında, uzatma yerlerinde kullanılan elif, vav ve ye harflerinin bulunmadığını, bu uzatma harflerinin Kuran’ın harekelendirilmesi ve noktalandırılması aşamasında okumayı kolaylaştırması amacıyla eklendiklerini öğrendim. 19’cuların bu harfleri de sayıma dahil ettiklerini dikkate alırsak durumun vahameti daha da önem kazanıyor.

4 Yorum

  1. Emre
    Emre 21 Mayıs 2018

    Bu konuyu tarafsız bir kişinin incelemesi çok faydalı olmuş. Çokça istifade ettim. Sağolun

  2. Fatih Demiroğlu
    Fatih Demiroğlu 19 Kasım 2019

    Sonunda tarafsız bir bakış açısı ile inceleme okudum. Özellikle şu yorum çok hoşuma gitti. “Ancak bu sayıları Kuran’ın tamamına şamil kılmak için zorlamanın ve Kuran’ı bu sayıların elinde esir edip orasını burasını budamanın hiçbir makul gerekçesi yoktur.”

  3. Esma
    Esma 17 Aralık 2019

    Güzel bir inceleme olmuş. Kitapların tümünü okumaya şimdilik zamanım olmadığından bu yazı çok işime yaradı. Elinize sağlık.

  4. İlhan Gül
    İlhan Gül 25 Nisan 2020

    İyi, güzel… Ya kardeşim! Reddedilen iki ayeti adamakıllı bir incelerseniz göreceksiniz ki (sanamushafi.com’a bakınız) o iki ayet de 19 ve katları ilişkisinden tamamen bağımsız değil. Bu konuda Tevbe son iki reddedenler sistemi tasavvurlarına uygun hâle getirmek için farkında olmadan zorluyor. Allah da 19 ve katları ilişkisini bu iki ayeti kullanarak ters köşe yapıyor.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir